“Eledim eledim” şarkısı işinden etti!

“Eledim eledim” şarkısı işinden etti!

Geçtiğimiz saatlerde haber bültenlerine yansıyan bir gelişme, oldukça dikkat çekiciydi. Erol Ceylan adındaki 43 yaşında, sağlık ocağında hizmetli olarak görev yapan vatandaşın Facebook’ta paylaştığı “Volkan Konak – Eledim eledim” şarkısı başına bela oldu! Önce atanmasına, daha sonra ise memuriyetten men edilmesine sebebiyet veren bu olay oldukça ilginç bir şekilde gerçekleşmiş. Saf bir niyetle paylaştığına inandığımız videonun sonunda ve açıklama kısmında yazan küfür ve hakarete varan yazılar, Ceylan’ın görev yaptığı Samsun’un Yakakent İlçesi’nden Artvin’e atanmasına sebep olmuş. Daha sonra ise Sağlık Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu tarafından memuriyet görevine son verilen Ceylan, son çare olarak hakkını aramak adına Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurmuş. Çalıştığı sağlık ocağında 15 seneden fazla emeği bulunan, evli ve iki çocuk sahibi olan Ceylan’ın başına gelen bu olay için Türkiye’de bir ilk diyebiliriz. Memuriyet görevinin ne kadar dikkat istediğini ve çoğu zaman farkında bile olmadan paylaştığımız bir haberin başımıza neler açabileceğinin canlı kanıtı olan bu olaya tüm memurların dikkat etmesi gerekiyor. Erol Ceylan’a yöneltilen suçlama ise “devlet malını kullanarak siyasi bir parti aleyhinde küfür ve hakaret içerikli yazılar yazmak” olarak lanse ediliyor. Bu suçlamayla karşı karşıya geldikten sonra sadece şarkı paylaşmak isteğini, kötü bir niyetinin olmadığını savunan Ceylan’ın dosyası, Sağlık Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’na gönderilmiş. Daha sonra Artvin’e tayin edilmiş, ancak son olarak hakkında Alaçam Cumhuriyet Başsavcılığına bir suç duyurusu yapılınca, memuriyetten atılmak durumunda kalmış. Sağlık bakanlığına dava açan ve sonuçlanmasını bekleyen Ceylan’ın durumunu merakla takip ediyor olacağımız gibi, sonuç halinde yine buradan siz değerli okuyucularımızı haberdar etmeye gayret göstereceğiz. Dileğimiz odur ki, sosyal medya sitelerini amacımız dışında kullanmamaya özen gösterelim. Aksi takdirde bu gibi olumsuz sonuçlarla karşılaşabilmek mümkün.

3 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Facebook hesabı nasıl hacklenir?

Facebook hesabı nasıl hacklenir?

Hemen her insanın üyesi olduğu devasa büyüklükteki bir sosyal ağdan bahsediyoruz: Facebook. Dünyada Facebook’u en fazla kullanan 3. ülke olmamız sebebi pek de övünülecek bir istatistik gibi durmasa da, ülkemizde internetin gelişmesi adına sevinç verici bir durum olarak da nitelendirilebilir. Ancak ne yazık ki bu durum beraberinde bazı olumsuz neticeleri de getirmektedir. Facebook’u ülkenin neredeyse yarısının kullanıyor olması, bilinçsiz kullanıcıların da çoğunlukta olması sebebiyle bazı art niyetli kişiler facebook profilleri avına çıkmışlar diyebiliriz. Bu kişiler Facebook profillerini çalarak, facebook profilinin reklamlar sayfasına yönlenmesine sebebiyet verebiliyorlar. Kişinin profillerini çalarak, ekli olan arkadaşlarını sahibi oldukları bir sayfayla birleştiren art niyetli kişiler bu işin ticaretini bile yapar hale geldiler. Bilinçli bir kullanıcı olmayı zorunlu hale getiren bu art niyetli hareketlere maruz kalmamak istiyorsanız, temel olarak Facebook güvenliğinizi sağlamanızda fayda var. Peki Facebook hesabınızı nasıl güvenli hale getireceksiniz? Bu sorunun cevabı aslına çok basit. Hesabınızın Güvenlik Ayarları’ndan HTTPS ile dolaşmayı etkin hale getirin, başka bir IP adresinden giriş yapıldığında telefonunuza onay sms’i gelme işlemini de aktifleştirin. Böylece art niyetli kişiler hesabınızı çalsa da, cep telefonunuza gelen onay kodunu giremeyecekleri için etkisiz bırakılmış olacaklardır. Bu tür yöntemler basit önlemler olarak nitelendirilebilir, ancak uzun vadede oldukça etkili olduğunu belirtmekte de fayda var.

Ancak ne olursa olsun, bu tür yöntemler de bir yerde geçersiz kalabiliyor. Bu durum da temelde bilinçli bir kullanıcı olmanın gerekliliğine işaret ediyor. Tanımadığınız kişilerden gelen arkadaşlık isteklerini kabul etmeyerek, mesajlaşmalardan gelen ne idüğü belirsiz adreslere tıklamayarak hesabınızı koruma yolunda ciddi bir önlemi almış olabilirsiniz. Tabii olarak belirli zaman aralıkları içerisinde facebook şifrenizi değiştirmek de alabileceğiniz diğer önlemler arasında.

31 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Halil Sezai Paracıklıoğlu kimdir?

Halil Sezai Paracıklıoğlu kimdir?

Aytaç Ağırlar’ın yazarlığını yaptığı ve yönettiği, 2010 yılında yayınlanmış bir Türk filmi olan İncir Reçeli’nde baş rolü oynadıktan sonra şöhret merdivenlerinin basamaklarını tırmanmaya başlayan, binlerce kişinin hayranı olduğu, kimilerininse eleştirdiği bir ses sanatçısından bahsediyoruz: Halil Sezai, soyadı ise Paracıklıoğlu.

Ekşi sözlük yazarları tarafından şiddetle eleştirilen, insanların duyguları üzerinden prim yapmakla itham edilen ve ergenlerin ses sanatçısı olarak nitelendirilen Halil Sezai; hala çoğu kesim tarafından severek dinleniyor. Özellikle youtube’deki videoların altında dönen tartışmalardan iki tarafın sert bir şekilde gerçekleşen savaşını görebiliyoruz. İncir Reçeli filminden önce Badem adlı Rock grubunun ve Bulutsuzluk Özlemi adlı grubun kliplerinde oynayan Halil Sezai; henüz oyunculuk kariyerinin başında diyebiliriz. Ancak günümüzde daha çok “şarkıcı” kimliğiyle ön planda olduğu algısı, yeni çıkan “mavi pansiyon” adlı filmin de soundtrack’ini üstlenmiş olmasıyla daha da perçinleniyor.

Bunun yanı sıra Beyoğlu’ndaki Hayal Kahvesi adlı mekanda da şarkılarını seslendirmeye devam eden Halil Sezai hakkında elimizde yeterli bir bilgi yok. Biyografisi hala tam olarak bilinmeyen Halil Sezai, melankolik kişiliğiyle de dikkatleri üzerine çekerken; kimliğinin tam olarak bilinememesiyle de gizemliliğini korumaya devam ediyor doğrusu.

Çıkardığı “isyan” ve “olsun” adlı şarkılarıyla da youtube ve diğer sosyal medya platformlarında rekor üstüne rekor kırmaya devam eden Halil Sezai; iki kesimi karşı karşıya getiriyor. Bir taraf Halil Sezai’yi nefret edercesine eleştirirken, diğer taraf Halil Sezai’yi sahipleniyor. Biz bu kavganın tam ortasında durup tarafsızlığımızı korumaya çalışıyor, kararı ise okuyucularımızın değerli yorumlarına bırakıyoruz. Siz de Halil Sezai hakkındaki olumlu veya olumsuz her türlü fikrinizi aşağıda bulunan yorum panelinde bizlere bildirebilirsiniz. Küfür, hakaret vesair türden yorumlar onaylanmayacağı için; saygı sınırları içerisinde yorum yapmanızı tavsiye ediyoruz.

30 Ocak 2012
Okunma
bosluk

YGS sınavı hakkında

YGS sınavı hakkında

Lise son sınıf okuyan tüm öğrencileri ilgilendiren, Yüksek Öğretime Geçiş (YGS) sınavının kayıtları 3-13 Ocak 2012 tarihleri arasında tamamlanmıştı. Van depreminden muzdarip olan öğrenciler için tanına kolaylıklar bizi sevindiriyor olsa da, genel olarak sistemin çarpıklığı bizi üzmeye devam ediyor doğrusu. Öğrencilerin tüm lise hayatları boyunca öğrendikleri sorulardan oluşan YGS sınavı, 4 senelik bilgi birikiminin 3 saatlik bir sınavda sorgulanmasından ibaret. Temelde yanlış bir uygulama olan bu sınav sistemi için yapılan itirazlar, ne yazık ki pek de kaale alınmıyor. Oysa ki bizler, yurtdışında uygulanan modeller gibi sınavları 3 saate indirgemek yerine tüm öğrenim hayatına yaysak daha verimli sonuç alacağımızı düşünüyoruz. YGS sınav sonuçlarının ne zaman açıklanacağının muamma olması, ygs sınav sorularının çalındığı iddiası, ygs sınavına kayıt esnasında sistemde oluşan çökmeler gibi bir sürü olumsuzlukla uğraşmak zorunda kalıp moral olarak da çöken öğrenciler; sizce bu sınavdan ne kadar yüksek not alabilirler ki? Evet, tahmin edeceğiniz üzere bu olumsuz durumlar, YGS sınavında ter döken öğrencilere zor anlar yaşatıyor doğrusu. Geçen sene karşılaştığımız soruların çalındığı iddiası, öğrencilerin moralini sıfıra çekerken; “biz aptal mıyız da bu kadar çok çalıştık?” diye düşünmelerine sebebiyet verdi. Böyle düşünen öğrencilerin hayata küsmesi gayet olağanken, kimileri şansını seneye denemek istedi; kimileri de üniversite hayalini bırakıp iş hayatına atılmaya çalıştı.

Ayrıca unutmamak gerekir ki, YGS sınavı engelli kardeşlerimiz için de büyük bir sorun teşkil etmektedir. Yine geçen sene karşılaştığımız haberlerde âmâ ve sağır öğrencilerin sınav sorularını okuma ve anlamakta çektikleri güçlüklerden haberdar olmuştuk. Bu öğrenciler için pedagojik olarak enformasyonunu sağlamış görevliler yetkilendirilmediğinden, öğrencilerin hayatları boyunca onaramayacakları hasarlara sebebiyet verilmiş olunabilir. YÖK ve MEB’i bu konuda duyarlı olmaya çağırırken, tüm öğrencilere başarılar dileriz.

29 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Yaşananlar hiç tesadüf olabilir mi?

Yaşananlar hiç tesadüf olabilir mi?

Geçtiğimiz günlerde ajanslara “Tesadüfen yaşıyoruz” başlığı altında bir haber servis edildi. Söz konusu haberde insanlığın 70 bin yıl önce aşırı iklim koşulları sebebiyle soyunun tükenme seviyesine geldiği ancak bir şekilde bu akibetten kurtulduğu ifade edilmekteydi. Haberin ne asıl kaynağında ne de kendi metninde böyle bir ibare yer almamasına rağmen haber “tesadüf eseri” vurgusuyla yayınlanmıştı. Türkiye’nin önde gelen bir haber ajansı tarafından servis edilen haberin metni şu şekildeydi: “Amerikalı ve İsrailli paleontologlar, insanlığın, 70 bin yıl önce aşırı iklim koşullarından ötürü soyunun tükenmenin eşiğine geldiğini ortaya çıkardı. ABD’den Stony Brook Üniversitesi, IBM Araştırma Merkezi ve İsrail’den Rambam Tıp Merkezinin yaptığı araştırmada, 70 bin yıl önceki aşırı iklim koşullarının, insan nüfusunu öylesine azalttığı ve soyunu tükenme noktasına getirdiği belirlendi.
Stony Brook’tan Paleontoloji Profesörü Meave Leakey, makalesinde “Bundan sadece 70 bin yıl önce nüfusumuzun o kadar azaldığını ve tükenmenin eşiğine geldiğini kim düşünür” ifadesini kullandı. Bu alanda önceki araştırmalar, bugün 6,6 milyara ulaşan insan nüfusunun 70 bin yıl önce sadece 2 bin kişi olduğunu gösteriyor.
Doğu Afrika’nın 135 bin ila 90 bin yıl önce büyük bir kuraklık dönemi geçirdiğini ve bu iklim koşullarının, birbirinden ayrı gelişen iki küçük gruba böldüğü insan nüfusunda önemli değişikliğe neden olduğunu belirleyen bilim adamları, ilk insanların 100 bin yıl boyunca ayrı yaşadıktan sonra tek bir pan-Afrika nüfusu haline sadece 40 bin yıl önce geldiğini belirtiyor. National Geographic Society’den Spencer Wells de, bu araştırmanın insan soyunun tarihinin kilit noktalarını otaya çıkarmak için genetiğin olağanüstü gücünü ortaya koyduğunu belirterek, “İlk insanların tüm dünyaya yayılmadan önce soylarının az daha tükenmekte olduğu ve çok zor iklim koşullarından ötürü birbirinden ayrı küçük gruplar halinde yaşadıkları DNA’mızda yazılı” diye konuştu.
Bilim adamlarının bir hastalığıdır bu aslında… Çok mantıklı ve düşünebilir insanlar olmaları gerekirken, her şeyi tesadüflere bağlarlar.
Şimdi sormak lazım, her şeye mantıklı ve geçerli bir sebep ararken, mucizevi bu türden olaylara neden tesadüf ismi takarlar?
Bunu da düşünen beyinlere sormak gerekiyor…

28 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Bilim adamlarının dahi cevaplayamadıkları var!

Bilim adamlarının dahi cevaplayamadıkları var!

Bilim, varlığı ve hayatı sebeplere dayanarak tek başına açıklayabileceğini sanıyordu. Yaratılışı reddediyor ve kâinatın tamamen bilimsel kaideler ile var olduğu ve süregeldiğini iddia ediyordu. Kıyameti de reddediyordu fakat dünyanın giderek yaşlandığı ve bir gün gelip de yok olacağı hakikati bilimsel çevrelerce dile getirilmeye başlanınca herkesi yeniden bir korku sardı. Görüldü ki insanoğlunun zihnini meşgul eden ve kendisiyle alakalı olan soruları cevaplandırmakta bilim tek başına yetersiz kalmaktaydı. Nitekim dünyaca ünlü bilim dergisi Science Magazine, 125’inci yıldönümü sebebiyle geçen yıllarda günümüzde bilimin hâlâ cevabını bulamadığı 125 temel soru hakkında yayınladığı makalelerle ilginç bir gerçekliğe dikkatleri çekmiş oldu. Science Magazine’in yaptığı bu çalışma bir nevi itiraf niteliğindeydi. Bilim tek başına, kâinat ve insanlık ile ilgili muammalarda aciz kalıyordu.
Science Magazine’de bilimin cevabını bulamadığı 125 soru ile ilgili onlarca makale yayınlandı. Şimdi sizinle bu soruları ve kısa açıklamalarını paylaşmak istiyorum. Dileyenler Science Magazine’in internet sitesinden de bu sorulara ve ilgili makalelere İngilizce olarak ulaşabilirler (www.sciencemag.org). Peki neydi bu sorular? Saygın bilim adamları tarafından 125 tane temel soru belirlenmiş. Burada hepsinden tek tek bahsetmek mümkün değilse de en önemlilerinden kısaca söz edeceğiz. Mesela bu sorulardan biri “Dünyada hayat nasıl ve nerede ortaya çıktı?” olarak belirlenmiş. Hali hazırda uzay çağında insanlık bilim diliyle bu soruya cevap bulamamış bir halde. Bir diğer soru ise “Bilincin yani şuurun biyolojik menşei nedir?” şeklinde. Özellikle insanlarda var olan bilinç mekanizmasının biyolojik olarak tatmin edici bir açıklaması bilim adamları tarafından yapılamamakta. Diğer bir soru ise “Kâinatta yalnız mıyız?” sorusu. Bilim adamlarına göre bu soruya bilim diliyle cevap bulmak mümkün görünmüyor, çünkü kâinatta yalnız olup olmadığımızı anlamak için kâinatın her yerini karış karış gezmemiz gerekecek ki; bu da imkânsız olarak kabul ediliyor.
Görüldüğü gibi bilim bazı soruların cevabında oldukça aciz kalıyor… İşte bu noktada da cevapları veren yine din oluyor…
Bilim ve dinin çatışmayacağı ama birbirini tamamlayacağı ise aslında en gerçek teori gibi görünüyor.

27 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Küçük rock şarkıcısı Juliet rekora koşuyor!

Küçük rock şarkıcısı Juliet rekora koşuyor!

Hemen her haber sitesinde gördüğümüz, ilginç bir video dikkatleri çekmeye devam ediyor. Henüz 8 yaşında olan, Juliet adındaki Avustralya’lı bir kız köpeği Robert ve balığı hakkında yaptığı şarkıyla tıklanma rekorları kıran bu küçük kız, oldukça sevimli. Büyük ihtimalle şimdiden müzik yapımcılarının ağına takılan bu küçük kızı, ileride nelerin beklediğini hep beraber göreceğiz. Şimdiden sadece Youtube’da 11 milyon kez izlenen video, günde en az 3 milyon kez kadar izlenerek giderek yaygınlaşıyor. Ayrıca Youtube kanalında sadece şarkı söylediği videosu yok, bir videoda dişini çekerken kayda alınmış, diğer videoda ise bir kardeşinin olacağını öğreniyor. Videoyu izlerken şirin ötesi bu kızın mimiklerine bayılacak, küçük bir kızın ilk hardcore şarkısını dinleyeceksiniz. Kimi dinleyiciler tarafından eleştirilen, kimileri tarafından ise oldukça beğenilen bu videoda asıl yorumu size bırakıyoruz. Ancak şu da bir gerçek ki; küçük bir kızın şöhret basamaklarını tırmanmaya 8 yaşından itibaren başlaması, ileride tarifi imkansız acılara ve depresyonlara sebebiyet verebilir. Medyaya yansıyan haberlerde bir sürü örneğini gördüğümüz gibi.

Kişisel yorumumuz bu şekilde, ancak bahsettiğimiz gibi yorum size ait. Şarkıyı dinlemek için şu adresteki videoyu oynatabilirsiniz.

Hemen şarkının sözlerini de paylaşmış olalım, bunun için ekşi sözlük yazarı “the thin white duke”a teşekkürler:

get your two step on
my name is juliet
and i love robert
and my fishes
but it stinks
whooaaaa yeah

i love robert
rhoaaaahh
ooooaaaoohhhh

let’s open up this pit
oohh x6
ooooaaaooohhhh
oohh

Şunu da unutmamak gerekir ki; şarkıya çekilen klibin oldukça kaliteli bir kamerayla çekilmiş olması ve profesyonel kişiler tarafından düzenlendiğini görünce, aklımıza “acaba yeni bir viral reklam mı?” sorusu geliyor doğrusu. Hadi bakalım, bekleyip görelim diyoruz.

23 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Geleceği hayal et ve kurgula!

Geleceği hayal et ve kurgula!

Sesli ve görüntülü chat teknolojisi aldı başını gidiyor. Kamera ve mikrofon teknolojisi ile internet hızının artması da birbirine eklenince, inanılma kalitede iletişim imkanı doğdu.
Kesintisiz ve ücretsiz bir şekilde kamera açarak, mesafelere rağmen anlık iletişime geçmek mümkün. Sesli ve görüntülü chat, muhteşem bir teknoloji ve gün geçtikçe de gelişiyor.
Bundan sonra daha nasıl bir teknoloji gelişebilir bilemesek de, unutmamalıyız ki, şu anda elimizde olan teknolojiler bundan 15-20 yıl önce hiç yoktu ve daha da eskiden belki hayal bile edilemezdi.
Bu sebeple bu tarz iletişim teknolojileri hakkında düşünür ve vizyon belirlerken, kesinlikle sınırsız olunmalı ve bundan sonra daha ne olabilir ki tarzında sınırlayıcı düşüncelere dalmamalıdır.
Bundan sonra daha akıl sır erdiremeyeceğimiz teknolojiler ve iletişim kanalları icat edilebilir.
Belki üç boyutlu görüşme, belki hologram teknolojisi belki de transportasyon…
Deli saçması gibi gelse de bu konuda sınırsız düşünmek gerekiyor, zira bundan 100 yıl önce bir insanın şu an bizim elimizde olan teknolojileri hayal bile etmesi zordu.
Bundan 200 yıl önce böyle bir şeyi söyleyene deli gözüyle bakılabilirdi.
Ama şimdi dünyanın bir ucundan bir ucuna sesli ve görüntülü chat vasıtasıyla sesimizi ve görüntümüzü aynen ve karşılıklı olarak iletebiliyoruz.
Demek ki yakın veya uzak bir gelecekte daha mucizevi bir iletişim yoluna da sahip olmamız mümkündür.
Bunun için dünya çapında bilim adamları hiç durmadan ve dinlenmeden çalışıyor ve daha kaliteli ve daha inanılmaz iletişim kanalları geliştirmek için adeta yarışıyorlar.
Hal böyle olunca iletişim teknolojisine bir sınır koymak ancak sığ bir düşüncenin eseri olabilir.
Bu dünyada ve bu teknoloji çağında her şeyin mümkün olduğunu akıldan çıkarmamak lazım.
Sesli ve görüntülü chati kullanırken geleceği de hayal etmek, kurgulamak elimizde…

22 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Kıyamet senaryoları ve genetik faktörler

Kıyamet senaryoları ve genetik faktörler

Kıyamet senaryoları dünyanın en gelişmiş sinema endüstrisi olan Hollywood için eşsiz malzemelerden biridir. Bu sebeple Hollywood’da sinema tarihi boyunca onlarca kıyamet filmi çekilmiştir. Biz bunlardan genetik faktörleri işleyen belli başlı bir ikisini seçerek bahsetmeye ve kısa bir tahlil yapmaya çalışacağız.

Yapım yıllarına göre kültleşmiş kıyamet filmlerinden ilk bahsedebileceğimiz yapım, 1968 yılında Franklin J. Schaffner tarafından çekilen ve konusunu Fransız yazar Pierre Boulle’nin 1963′te yazmış olduğu kitaptan alan “Planet of the Apes” orijinal adlı Türkiye’de bilinen adıyla “Maymunlar Cehennemi” filmidir. Daha sonraları 6 farklı devam filmi çekilen bu bilim-kurgu gerilim filminin sonuncusu 2001 yılında bir “remake” yani yeniden yapım formatında Tim Burton tarafından çekildi. Özetle genetik mühendislerinin zeka gelişimi ve beyin üzerindeki deneyleri neticesinde maymunların insan özellikleri kazanmaları ve sonunda insanlarla savaşmalarını konu alır… Genetik bilimini evrimin bazı kabulleriyle birleştirerek, insanlığın sonunun “genetik” merakından geleceğini öngören bir karamsar kıyamet senaryosudur.

Diğer filmimiz ise 1995 yılında çekilen “12 Monkeys” yani “12 Maymun” adlı filmdir. Bu filmde insanlar tarafından üretilen ve “12 Maymunun ordusu” adlı gizemli bir grup tarafından yayılması sağlanan ölümcül bir virüs söz konusudur. Bu virüs yüzünden dünya nüfusunun yüzde 99’u hayatını kaybetmiştir. Geriye kalan insanlar ise, yer altında kurdukları bir kolonide zaman makinesi icat ederek, geçmişe birini göndermek isterler. Amaçları virüs hakkında araştırma yapmak ve süreci durdurmaktır. Ancak yanlış bir tarihe gönderilen araştırmacı kendini bir akıl hastanesinde bulur ve olaylar iyice sarpa sarar… Bu filmde de kısmi bir kıyamet senaryosu dikkati çekmektedir. Maymunlar Cehennemi’ndeki gibi burada da “genetik” faktörler sebebiyle kısmi bir kıyamet yaşanması söz konusudur.

Genç Yaklaşım’ın Şubat sayısında geniş bir şekilde işlenen bu konuda da görüldüğü gibi genetik bazı faktörler Hollywood’a ilham vermiş ve kıyamet senaryoları ürettirmiştir.

22 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Fetih 1453 Film Tanıtımı

Fetih 1453 Film Tanıtımı

Ülkemizde son dönemlerde özellikle olmak kaydı ile film sektöründe muazzam bir gelişme yaşanıyor ki bu gelişmenin en büyük meyvelerinden birisi olan Fetih 1453 filmi, çok kısa bir süre sonra vizyona girmeye hazırlanıyor. Türkiye’de yapılmış filmlerin tüm hepsinden çok daha fazla maliyet çıkaran ve bununla birlikte en ciddi projelerden birisi olan bu mükemmel film, Türk tarihi açısından da son derece önemli bir konuyu ele alıyor.

Fatih Sultan Mehmet, 1453 yılında İstanbul’u fetih ederek dünyaya yeni bir çağın kapılarını açmıştır. Bu filmde, 1453 yılının bir tekrarını yaşayacak ve adeta kendinizi o savaşı bizzat yaşıyormuş gibi hissedeceksiniz. Muazzam bir yapıt ortaya çıkarılıyor ve Türk sinema tarihinde ilk defa çok aşırı profesyonel bir bilgisayar desteği kullanıldı. Filmde genel olarak Amerikan film teknolojileri kullanıldı ki yapımcıların kafasındaki proje olduğu gibi sahneye yansıyabilsin. Nitekim öyle oldu ve şuanda bütün Türkiye bu filmi bekliyor. Savaş sahneleri, ikili diyaloglar, kostümler ve görselliği ile her açıdan ilgi çekeceği bilinen bu mükemmel film, aynı zamanda Faruk Aksoy’un en önemli yapımlarından birisi olacak. Recep İvedik serisine de yapımcılık yapan Aksoy, hayatımın projesini hayata geçirdim diyerek bu mükemmel filmin önemini birkez daha vurgulamıştır. Alışılagelmişin dışında filmde çok ünlü isimler yerine adı yeni yeni duyulan oyuncular oynatılmış ve yetenekleri böylesine ciddi bir projede sınanmıştır. Filmde ki savaş sahnelerinde 50.000 kişilik bir dublör kadrosu görev yapmış ve filmin tüm oyuncu ekibi savaş eğitimi almıştır.

Tarihimizi yansıtan ve son dönemlerin en büyük film projelerinden birisi olan Fetih 1453, gerçek anlamda size Türk filminin geldiği son noktayı kanıtlayacak.

13 Ocak 2012
Okunma
bosluk
sohbet, chat sohbet, görüntülü sohbet Son Yazılar FriendFeed

Arsiv