TOPALLAYAN BACAK!

TOPALLAYAN BACAK!

Fiziki sakatlıklar hemen dikkatimizi çeker. Mesela topallayan bir bacağı asla gözden kaçırmayız, ancak topallayan yürekleri de asla fark etmeyiz!
Herkese bir soru sormak istiyorum: Bir kör, sağır, ya da tekerlekli sandalyeye mahkûm bir engelli gördüğümüzde içimizden geçen ilk duygu nedir?..
Acırız… İçin için “vah vah” çeker, “zavallı” gibisinden mırıldanırız. Halbuki bizden beklenen “acıma” değil, “anlama.” Fakat heyhat: Kendini anlamayan başkasını nasıl anlasın.
Biz ne kendimizi anlıyoruz, ne de birbirimizi. Bu yüzden hayat gitgide anlamsızlaşıyor. Çünkü sadece zorluklarını, olumsuzluklarını, kirli yanlarını yaşıyoruz. Oysa hayatta bir sürü güzellik de var: Mesela güller açıyor, çocuklar gülümsüyor, yıldızlar göz kırpıyor, yağmur yağıyor, güneş doğuyor.
Hayatın kışı ayrı, yazı ayrı güzel; denizin durgunu farklı, dalgalısı farklı güzel. Ancak bu güzellikleri fark edebilmek için görebilmek lazım.
Şayet görmüyorsak, bir anlamda görme engelli sayılmaz mıyız?
Kuşların rengi ve ahengi, uçuşu da, ötüşü de ayrıdır… Yazın ayrı, kışın ayrı öter kuşlar. Ama her sabah kuş orkestrasının ahenkli ritmiyle uyanmak sadece duymayı bilenlere mahsus bir imtiyazdır… Yazık ki çoğumuz kuşları duymuyoruz…
Kuşları duymadığımız gibi, eşimizi ve çocuklarımızı da (dinlemiyoruz ki) duymuyoruz…
Bir anlamda işitme engelli sayılmaz mıyız?
Sevmekten korkuyoruz. Sevsek bile bunu saklıyoruz…
Annemiz, babamız, eşimiz ve çocuklarımız onları ne kadar sevdiğimizi bilmiyorlar, çünkü sevgimizi söylemeyi zaaf sayıyoruz.
Bir anlamda sevgi engelli sayılmaz mıyız?
Sevdiklerimizin gönlünü alacak güzel sözler söylemiyoruz…
Bir anlamda konuşma engelli sayılmaz mıyız?
Elimizdeki güzelliklerle zenginlikleri fark etmediğimiz için, mutluluğu uzaklarda arıyoruz…
Bir anlamda zeka engelli sayılmaz mıyız?
Sevgilerimizle birlikte kızgınlıklarımızı, küskünlüklerimizi de saklıyor, duygularımızı salt kendi içimizde yaşıyoruz. Bunu izah için de “kol kırılır yen içinde kalır” diyoruz. (Kol kırılıp yen içinde kaldıkça, kemik yanlış kaynıyor, böylece bir uzvumuz daha çarpılıyor)
Bir anlamda cesaret engelli sayılmaz mıyız?
Farklı inanan, farklı düşünen, farklı giyinen, farklı yaşayan insanları kabullenemiyor, sosyal hayattan dışlamaya kalkışıyoruz…
Bir anlamda saygı engelli sayılmaz mıyız?
Ve hep yakınıyor, sadece şikâyet ediyoruz:
Yani şükür engelliyiz!
Bu anlamda engelli sayımız yedi buçuk milyon değil, belki de yetmiş buçuk milyon!..
Yaşamı idrak etmeden yaşayıp gidiyoruz işte!

26 Eylül 2012
Okunma
bosluk

Sosyal medya

Sosyal medya

Geleneksel pazarlama sistemlerinden daha etkili bir şekilde sosyal medya ağları kullanılarak potansiyel müşteriye ulaşmak artık mümkün. Halkla İlişkiler, Kurumsal İletişim, Pazarlama, Reklam ve benzeri iletişim kanallı sektörler de bu gelişmeden payını alarak hizmet ağlarına “Sosyal Medya” yönetimini eklemeye başladılar. Bu minvalde en hızlı gelişim gösteren ve adaptasyon sağlayan halkla ilişkiler firmaları oldu. Gün geçmiyor ki sosyal medya destekli bir halkla ilişkiler firması sektöre adım atmasın. Sosyal medya halkla ilişkiler firmaları düzenledikleri kampanyalarla hizmet vermekte oldukları şirketleri, hedef tüketici kitleleri ile buluşturmayı hedefliyor.Hatta bu noktada şirketlere iletişim hatlarını daha da açarak toplumun ürün ya da şirket hakkında söylediklerine ulaşabilme şansı tanıyorlar. Bir çeşit CRM gibi de algılanabilecek bu uygulama sayesinde, yeni ürün grubu ya da şirketiniz ile ilgili geliştirilmesi gereken noktaları hedef tüketicinizden duymanız sağlanıyor.
Sosyal Medya kanallarını kullanarak, potansiyel müşteri grubunuzla siz de kişisel iletişim kurabilirsiniz. Bu tarz bir iletişim, marka değerinizi arttıracak ve marka bilinilirliğiniz üzerinde olumlu ve güven dolu bir izlenim oluşturacaktır. Böylesi bir iletişim ayrıca hedef kitle alışkanlıklarını ya da profilini ölçümleme şansını da size verecektir. Sosyal Medya kanallarını kullanarak hedef kitlenizin tercihlerini öğrenmek size zaman, para ve efor tasarrufu da sağlar.
Sosyal Medya Kanalları İle Pazarlama Gücünüzü ve Marka Değerinizi Artırın!
Twitter
Twitter’ın hayatımıza dahil olması ile birlikte kısa ve anlık gelişmelerin paylaşımı da günlük alışkanlıklarımız arasındaki yerini almaya başladı. Peki böylesi bir mecra ile şirketinize nasıl bir fayda sağlayabilirsiniz? Cevap çok basit: Sonsuz… Eğer hedef kitleniz tarafından takip edilebilir güncellikte ürün, hizmet ve şirket bilgilerinizi Twitter aracılığı ile güncel tutmayı başarabilirseniz o zaman bu size itibar ile birlikte güven kazandıracak ayrıca büyük kampanyalara gereksinim duymaksızın yeniliklerden tüketici kitlenizi haberdar edebileceksiniz demektir. Hedef kitle ile kuvvetli iletişim kurmanın etkili yollarından biri olan makale ile pazarlama ve twitter aracılığı ile kısa bilgi aktarımını şirket tanıtım politikanıza dahil edin. Güncel bilgi aktarımı potansiyel ve mevcut müşteriler nezdinde şirket itibarını arttırmaya yönelik önemli bir adımdır. Satışını yapmakta olduğunuz ürün ya da hizmet konusunda hedef kitlenizin sizden emin olması gerekir aksi halde tercihlerini sizden yana kullanmazlar. Eğer mevcut müşterileriniz size olan güvenlerini yitirirlerse siz de potansiyel müşterilerinizi yitirirsiniz.
Facebook
Facebook kitlelerle iletişim kurmanızı ve geliştirmenizi sağlayan mükemmel bir sosyal ağdır. Pek çok kişi Facebook’u kişisel kontakları ve eğlence amaçlı kullanıyor ancak, birçokları için facebook sektör ve iş hedefleri için farkındalık yaratmak amacı ile tercih ediliyor. Hayran sayfası oluşturarak konuya ilgi duyanları, mevcut ve potansiyel müşterileri bu sayfada buluşturmak farkındalık yaratmak için ideal. Şirket farkındalığına sahip olmak bir halkla ilişkiler kampanyası başlatmanın en önemli adımıdır. Alıcılarınız, tedarikçileriniz ve potansiyel müşterilerinizin hizmet ve/veya ürünlerinizden haberdar olması yani sizinle ilgili bilinçli olmaları gerekir. Açılım ve güncellemelerinizin bildirilerek potansiyel kitlenin ürün ve/veya hizmetleriniz konusunda bilgilenmelerini sağlamanız gerekir.
Sosyal Medya harika bir halkla ilişkiler kaynağıdır. Ona uzaktan bakmak yerine avantajlarından faydalanmya başlayın. Doğru kullanım ile iş alanınız ile ilgili farkındalık oluşturabilir, müşterilerinizin güvenini kazanabilirsiniz. Bunların yanı sıra müşterilerinizle birebir iletişim kurabilir, onların ihtiyaç ve tercihlerini anlayabilir, buna bağlı çözümler geliştirerek markanızı sağlam temellere oturtabilirsiniz.

Firma ve kurumların, kurumsallaşma sürecine katkıda bulunan çalışmalara imza atan yazar, kurumsal iletişim, reklam ve halkla ilişkiler, marka iletişimi, pazarlama iletişimi alanlarında yıllar boyu edindiği deneyimlerini yazdığı makaleler aracılığı ile okuyucuları ile paylaşıyor. Yeni dönem pazarlama stratejileri ile ilgili de araştırmalar yapan yazar, yenilikçi ve etkin iletişim sistemlerini kurgulayarak fark yaratan projeler hayata geçirmeyi seviyor.

26 Eylül 2012
Okunma
bosluk

SELÇUK İNAN

SELÇUK İNAN

Kulüp kariyeri
Selçuk İnan, futbola doğduğu şehrin kulübü olan Karaağaç Belediyespor’da amatör olarak başladı.[1] 14 yaşındayken, Mehmet Kurt isimli antrenörünün tavsiyesiyle Çanakkale Dardanelspor’a gitti.[1] Seçmelerde beğenilerek üç yıllığına takımıyla anlaştı. Bekar futbolcuların evde kalması yasak olduğu için kulübün tesislerinde kaldı ve liseyi de Çanakkale’de bitirdi.[1] 2,5 sezon PAF takımda oynadıktan sonra takımın başına Metin Tekin’in geçmesiyle A takıma yükseldi.[1] A takımda sürekli olarak oynayan Selçuk, dört yıl oynadığı takımda 76 lig maçına çıkıp 6 gol attı. 2005-06 sezonunun devre arasında Ersun Yanal yönetimindeki Manisaspor’a transfer olarak, yeni takımıyla 4,5 yıllık sözleşme imzaladı.[2] İlk lig maçına 21 Ocak 2006′da MKE Ankaragücü ile oynanan maçta çıkarken, ilk golünü iki hafta sonraki 3-1 kazanılan Sivasspor karşılaşmasında attı. Sezon sonuna kadar çoğu maçta görev alan Selçuk, 2006-07 sezonunda takımın değişmezlerinden biri oldu. Kulübü gibi kendisi de lige çok iyi başlamasına rağmen, ilerleyen haftalarda düşüşe geçti. O sezon oynadığı 2751 dakika ile takımının en fazla forma giyen ikinci ismi oldu. Ertesi sezon adeta takımının kaptanı olan Selçuk, gösterdiği performansla büyük kulüplerin transfer listesine girdi.[3] Sezon boyunca 30 maça çıkıp 5 gol atmasına rağmen takımının küme düşmesini engelleyemedi.
trabzonspor
Selçuk İnan 2009 yılında Trabzonspor formasıyla
Selçuk İnan, Manisaspor’un küme düşmesinin ardından 31 Mayıs 2008 tarihinde eski teknik direktörü Ersun Yanal’ın başında olduğu Trabzonspor’la 3 yıllık sözleşme imzaladı.[4] Yeni kulübünde 8 numaralı formanın yeni sahibi olan Selçuk,[5] ilk lig maçına sezonun ilk haftasındaki Ankaraspor ile oynanılan ve 2-0 kazanılan karşılaşmada çıkarken, ilk lig golünü de bu maçta attı.[6] Bir sonraki haftayı da boş geçmeyen genç futbolcu, 1 Kasım 2008 tarihli 4-0 biten İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçında takımının ikinci golünü atarak Trabzonspor’un tarihindeki 2000. golüne imza attı.[7] Sezon boyunca istikrarlı performansını sürdüren Selçuk, teknik direktör Ersun Yanal’ın takımdan ayrılmasından sonraki ilk maç olan Kayserispor maçında oynamadığı için basında eski teknik direktörünün gidişine üzüldüğü ve kulübe tepki gösterdiği haberleri çıktı. Ancak daha sonra karşılaşmaya sağlık sorunları nedeniyle çıkamadığını açıkladı.[8] Başarılı futbolcu bordo mavili takımdaki ilk sezonunda 32 maçta forma giyip 3 gol attı.
Selçuk İnan 2011 yılında Trabzonspor formasıyla
Selçuk İnan, 2009-10 sezonunda çıktığı ilk maç olan Sivasspor karşılaşmasında gol atarak, bir önceki sezon olduğu gibi bu sezonda da takımının ligdeki ilk golünü attı.[10] Zaman zaman yaşadığı hastalıklar sebebiyle ilk 11′in dışında kalan Selçuk, Kayserispor’la oynanılan 10. hafta mücadelesinde 29. dakikada oyuna girdi ve takımına galibiyeti getiren ikinci golde Ceyhun Gülselam’a asist yaptı.[11] Başarılı futbolcu Trabzonspor’un zor günler geçirdiği bir dönemde Eskişehirspor ile oynanılan ve 2-1 kazanılan karşılaşmada takımının ilk golünü atarak bordo mavililere nefes aldırdı.[12] Takımın başına Şenol Güneş’in takımın başına gelmesiyle çoğu maçta 90 dakika forma giyen Selçuk, sakat olduğu Manisaspor[13] ve Ankaragücü[14] maçları hariç tüm karşılaşmalarda forma giydi.[9] İlk kez bir kupa sevinci yaşadığı Türkiye Kupası’ndaki tüm karşılaşmalarda forma giyerken Fenerbahçe ile oynanılan final maçında takımı mağlupken Umut Bulut’a attırdığı beraberlik golüyle bordo-mavilileri ateşleyen Selçuk, kupanın kazanılmasında büyük pay sahibi oldu.[15] Sezon boyunca 28 maça çıkıp 2 gol kaydeden başarılı orta saha oyuncusu, sezonun sona ermesiyle milli takımın ABD’deki hazırlık kampı kadrosunda da yer aldı.[16]
2010-11 sezonu başında yazılı basında sıkça Galatasaray’ın Selçuk’la ilgilendiği yönünde haberler çıktı. Ancak Selçuk ve Trabzonspor yönetimi bu haberleri yalanladı.[17][18]
Galatasaray
Selçuk ve Felipe Melo duran top organizasyonu yaparken.
2011-12 sezonundan itibaren geçerli olmak kaydıyla Galatasaray ile 5 yıllık sözleşme imzaladı.[19] Galatasaray’da Süper Lig’teki ilk golünü, aynı zamanda ilk resmî golünü Süper Lig’in 2011-12 sezonunun 2. haftasında oynanan Samsunspor karşısında penaltıdan kaydetmiştir.Galatasaray taraftarları tarafındanda çok sevilen Selçuk ilk sezonunda ise kendi kariyer rekorunu kırmıştır ve Galatasaray’ın başarısında Felipe Melo ile birlikte büyük pay sahibi olmuştur. Duran toplarıda çok etkili kullanan Selçuk , duran toplardan hem asistler yapmış, hem de kendi adına goller atmıştır. Eski takımı Trabzonspor’a attığı frikik golü ise bir çok otorite tarafından takdir edilmiştir. Galatasaray’ın teknik direktörü Fatih Terim, 2-0 geriye düşüp 4-2 kazanılan Samsunspor maçının ardından ; Selçuk’un form durumuna ve attığı gollere çok seviniyorum oyunun iki yönünde de çok etkili inşallah böyle devam eder demiştir. [20]Ayrıca Selçuk İnan 10 Mart 2012′de oynanan Gençlerbirliği maçında bir frikik golü atmış ve takımının 2-0 galip gelmesinde büyük pay sahibi olmuştur. Ayrıca attığı 3 frikik golüyle Selçuk İnan kariyerinde en çok frikik golü attığı sezonu yakalamıştır. Selçuk İnan 8 Nisan 2012′de oynanan Manisaspor maçında Eski takımı Manisaspor’a biri 30 metre’den diğeri ise penaltıdan olmak üzere iki gol atmıştır ve 34 haftalık maratonu 11 gol ve 12 asist ile tamamlayarak Double-Double yapmıştır. 22 Nisan 2012 tarihinde TT Arena’da oynanan Fenerbahçe derbisinde serbest vuruştan gol atan Selçuk, Süper Final 3. hafta maçında eski takımı Trabzonspor’a 1 gol(frikik) ve 1 asist ile takımının 2 golünde direkt katkı sağladı. Ayrıca Selçuk İnan’ın bu freekick golü Galatasaray kulüp tarihinde Gheorghe Hagi’nin 2000-2001 sezonunda 5 gollük rekorunu egale etmiş oldu. Sezon sonunda şampiyonluğa ulaşan Galatasaray ile birlikte kariyerinin ilk Süper Lig şampiyonluğunu elde etti.
Millî takım kariyeri
Selçuk İnan A Milli takım formasıyla
Millî takıma ilk kez Şubat 2007′de Gürcistan ile oynanan maçta çağrılmasına rağmen sakatlığı nedeniyle forma giyemedi.[21] Selçuk, millî takımının formasını ilk kez 13 Ekim 2007′de Moldova ile oynanılan hazırlık maçında giydi.[21]2012 Avrupa Kupası ön elemelerinde takımın vazgeçilmezlerinden olmuş ve çok fazla asist yaparak takımına katkıda bulunmuştur. Türkiye 19 Yaş Altı Millî Futbol Takımı ile 2004 yılında düzenlenen UEFA 19 Yaş Altı Şampiyonası’na katildi ve final oynadı.[22] 2011′de Guus Hiddink tarafından milli takıma çağırılan Selçuk neredeyse tüm maçlarda ilk 11 başladı ve birçok asist yaptı. Selçuk Ay-Yıldızlı formayla ilk golünü Gürcistan’a 24 Mayıs 2012 tarihinde Penaltı’dan attı. Türkiye’nin Salzburg kampında sadece Gürcistan maçında oynayan Selçuk, Türkiye’nin Portekiz ile oynadığı maçın 80.dakikasında oyuna dahil olmuş ve 88.dakikasında Pepe’nin kendi kalesine attığı golün asistini yapmıştır ve Türkiye maçtan 3-1 galip ayrılmıştır.

25 Eylül 2012
Okunma
bosluk

MUSLERA

MUSLERA

Nestor fernando muslera evet bir çoğumuz adı galatasarayla anılana kadar onu tanımıyorduk bile aslında futbolla biraz ilgisi olanlar urugayı şampiyon yaptığında messi ye bile geçit vermediğinde adını duyduk tüm bu olaylar olurken adı galatasarayla anıldığında herkez böle bir kalecinin türkiyeye gelmesi imkansız demeye başlamışlardı hatta onun adı dünya devlerinin listesinde dediklerinde örnek takımlarla birlikte saymışlardı ama bunları diyenlerin unuttukları bir şey vardı galatasarayda dünya devi ve bir markaydı evet belki bir çok dünya devine göre maddi durumu onlar kadar iyi değildi ama yinede marka olmak paradan daha önemliydi…
Galatasaray lazionun kapasını çaldığı sene bir çöküşteydi bu çöküşün sebeplerinden bir tanesi belkide en önemlisi kalesiydi johan cruyffunda dediği siz ne kadar önde olursanız olun ne kadar güçlü olursanız olun kaleniz sağlam değilse yenik başklarsınız iste galatasarayda bu örnekten yola çıkarak kalesini güçlendirmek için çeşitli arayışları girdi lazio muslera için önce 12 milyon Euro istedi ama Galatasaray musleranın bu paraya değer bir futbolcu olduğunu biliyor ama yine de rakımı aşağı çekmeye çalışıyordu ve sonunda muslera İstanbul Atatürk hava alanına indiğinde Galatasaray lazio ve musleranın bonservisini elinde bulunduran futbol şirketiyle 6.750 milyon Euro ve lorik cana karşılığında anlaşmış oldu

Musleranın galatasaraya ve türkiyeye alışması 2 maç sürdü bu maçlar süresinde hatalı gol yedi diye çok eleştirildi bu ne biçim kalecidendiğinde daha muslera 2 maça çıkmıştı ama o çalıştı çalıştı çalıştı söylenenlere kulak vermedi keza 12 haftada Galatasaray liderliğe yüksediğinde herkez muslerayı övmeye başlamıştı bile türkiyede hep böyle olmuştu zaten çok çabuk adam silinip çok çabuk benimsenimişti
Lig daha devre arasına girmeden musleranın adı chelsea ve Manchester united ile anılmaya başlanmıştı ilk hamle chelsea den geldi galatasarayın kapısını 15 milyon euroluk bir teklifle çaldılar ve red cevabı aldılar Manchester united 20 milyon Euro teklifini yaptığında yine aynı cevapla karşılaştılar çünkü fatih terim musleradan isteği verimi almaya başlamıştı
20 milyon euroluk teklif çok iyi niye satmadık diye tepki gösteren taraftarlar lig bitiminde satılmamasının ne kadar doğru olduğunu gördüler çünkü lig bittiğinde muslera Galatasaray için yeni bir rekor kırmıştı bunu yaparken mondragon ve kendi antrenörü tafareli geride bırakarak onların Galatasaray kalesini 15 maç göle kapatma rekorunu 17 maça çıkararak boynuz kulağı geçer atasözümüzü doğruladı bir kez daha şimdi ondan ve tüm takımdan beklenti daha büyük şampiyonlar liginde başarı hadi muslera hadi Galatasaray bileğinize ayağınıza yüreğinize ciğerinize kuvvet gidin gidebildiğin yere kadar siz ne yaparsanız yapın bizim içim şampiyonsunuz hep ve öle kalacaksınız…

Fırat KARAOĞLAN

25 Eylül 2012
Okunma
bosluk

Blaubach Diedelkopf

Blaubach Diedelkopf

Klose, 10 yaşında SG Blaubach Diedelkopf takımında futbola başladı ve bu takımda bir yıl futbol oynadıktan FC 08 Homborg takımına transfer oldu. Burda gösteri performansla Bundesliga takımlarından 1. FC Kaiserslautern takımın dikkatini çekti.
Kaiserslautern
1999 yılında FC Kaiserslautern’nin ikinci takımında amatör olarak oynadı. İlk sezonunda gösterdiği iyi performansla Nisan 2000′de ilk Bundesliga maçına çıktı. 2000-01 sezonunda Klose başarılı bir grafik orata koydu ve aynı yil milli takıma seçildi.
Energie Cottbus maçında, profesyonel kariyerine ilk ve tek kırmızı kartı görmüştür. Ayrıca sonraki yıllarda, Kaiserslautern takımında tutarlı performans sonucu 2001-02 sezonunda 16 gol, ikinci sezonda 9 gol atmıştır. Üçüncü sezon 10 gol atmayı başarmıştır. 2004-05 sezonu öncesinde kulübünün mali sorunları sebebiyle Werder Bremen kulubüne beş milyon euro transfer olmuştur.
Werder Bremen
Klose Werder Bremen sürekli olarak iyi bir performans çıkarttı ve 2005-06 sezonu sonunda 26 maçta 25 gol atmayı başararak Bundesliga gol kralı oldu. 25 gol ve 16 asist yapan Klose aynı sezonda Almanya’da Yılın Futbolcusu seçildi.
Haziran 2007′de Slovakya-Almanya milli maçı sonrası Klose, Bayern Münih’de oynayacağını duyurdu.
Bayern Münih
2007-08 sezonunda Bayern Münih’e transfer olan Klose’nin transfer ücreti açıklanmadı. Bayern transfer kararı sonrası Bremen taraftarları tarafından tepki çekti ve veda sırasında yuhalanarak tepki aldı. Bayern ile o 2008 yılında çifte kupa ile Bundesliga şampiyonu olan Klose, 2010 yılında Şampiyonlar Ligi’inde İnter’le final maçında yer aldı.Haziran 2011 de Bayern Münih ile sözleşmesini karşılıklı olarak feshetmiştir ve Lazio ile anlaşmıştır.
Millî takım kariyeri

120 kez Almanya Milli Takım’ında yer alan Klose, bu maçlarda 64 gol atmayı başarmış, 2002, 2006, 2010 olmak üzere 3 kez Dünya Kupasına, 2004, 2008, 2012 olmak üzere 3 kez de Avrupa Futbol Şampiyonasında Almanya milli takım formasını giymiştir. Bu maçlarda, 2002 Dünya Kupasında 5 golle Gümüş Top Ödülü, 2006 Dünya Kupasında da yine 5 golle Altın Top Ödülü kazanmıştır

24 Eylül 2012
Okunma
bosluk

FUTBOLUN İLGİNÇ KULAĞA HOŞ GELEN ADLARI

FUTBOLUN İLGİNÇ KULAĞA HOŞ GELEN ADLARI

Evet yazımıza ilk önce bir dip notla başlıyoruz bu yazı futbolun gelmiş geçmiş futbolcularını içermektedir…
Teofanis gekas: benim için kulağa en hoş gelen isimlerin başında gelir teofanis gekas kendisi yunanistanın en önemli futbolcularından biridir şimdi türkiyede samsunporun başarısı için top koşturmakta teofanis gekas 33 numaralı formasıyla özdeşleşen 35 yaşındaki futbolcu bir zamanlar yunan milli takımının bankosu futbolunun son zamanları ve o türkiyede teofanis gekas…

Diego alcantra: futbolun kralının en genç oyuncularından biri barcelonın kadrosundaki genç yetenek Diego alcantra kendisi 1 yıldır düzenli olmamakla birlikte Barcelona A takımında yer almakta zaman zaman başarılı maçlar sergilemekte geleceği parlak futbolcular arasında gösterilmekte barcelonanın en küçük yaştan geliştirme sisteminin en son parçalarından biri ilerde es kaza iyi bir futbol yaşamı geçirmese bile bu isimle kolay kolay unutulmaya yüz tutmayacak gibi görülüyor…

Daniel amokachi: futbol kariyeri iyi olan futbolculardan biriydi kendisi bunu da club brugge-everton-beşiktaş-man.city ve Nijerya milli takımı gibi köklü ve belli başlı başarılar elde etmiş takımlarda oynayarak gösterdi
Kendisi bu başarıları göstermese bile bu isimle unutulmayacak futbolcular arasına girerdi şüphesiz amokachi şimdilerde Nijerya milli takımında görev yapmakta umarız orada da kendisi gibi yetenekli nice amakachiler yetiştirir…

Nordin amrabat: amrabatın futbol kariyeri Hollanda 2.lig takımlarından almere city fc de başladı sağ açık olarak oynağı halde çıktığı 36 maçta 14 gol atma başarısı gösteren amrabatın bu performansı onu o sezon Hollanda Eredivisie de mücadele edecek olan wenlonun transfer listesine soktu 2007-2008 sezonunda wenlo ya transfer olan amrabat üstün performansını top tekniğini oyun zekası onun wenlodaki performansı onun 2008 de Hollanda devi psv ye transfer olmasını sağladı amrabat teknik patron değişikliğinden sonra psv de fazla forma şansı bulamadı ve 201o-2011 de kayserispor a gelen amrabat üstün performansıyla türkiyenin 2 önemli takımı galatasaray ve fenerbahçenin transfer listesine girdi bu transfer savaşından uzun uğraşlar sonucu Galatasaray galip çıktı sonuç olarak amrabat Galatasaray ve kayseri de oynaması sebebiyle unutunmayacaktır gerçi oynamasada kulağa hoş gelen isimiyle zaten unutmazdı…

24 Eylül 2012
Okunma
bosluk

GALATASARAY SPOR KULÜBÜ, 1905

GALATASARAY SPOR KULÜBÜ, 1905

Galatasaray Spor Kulübü, Türk Spor Tarihi’ndeki öncü olma özelliğini hiç kuşkusuz içinden doğduğu ve gene öncü bir kurum olan Galatasaray Lisesi’nden (Mektebi Sultani) almıştır. Okul ile kulüp arasındaki koparılmaz bağ, yadsınamayacak bir gerçeklik ve övünç kaynağıdır.

Devlet adamı yetiştirmek amacıyla II. Beyazıt tarafından 1481′de kurulan mektep, adını kurulduğu bölgeden alır ve “Galata Sarayı” olarak anılmaya başlar. Okul modern konumuna 1 Eylül 1868′de Sultan Abdülaziz döneminde kavuşur. Okul’ un yeniden yapılanmasıyla birlikte, Türkiye’de de gerçek anlamıyla ilk sportif çalışmalar başlamış olur ve okulda Beden Eğitimi dersi jimnastikçi ‘Monsieur Curel’ tarafından eğitim programına konur. Bu atılımlar gerçekten bir devrim niteliği taşımaktadırlar. Curel, modern aletler eşliğinde çalıştırdığı öğrencileri sportif açıdan geliştirirken, onlar için Kağıthane’de bir idman Bayramı düzenler. Yıl 1870′tir. Bu etkinlikte başarı gösteren sporcular değişik ödül ve madalyalar kazanır ve yarışmaların sonunda öğrencilere “kuzulu pilav” verilir. Bu da, sonraki yıllarda bir başka geleneğin başlangıcını oluşturur.

Curel’den sonra görevi devralan yabancı spor hocaları (M. Moiroux, Signor Martinetti, Stangali gibi), jimnastik ve atletizmin yanı sıra, değişik branşlara da eğilerek (yüzme, kürek, aletli jimnastik), bir ilki daha başlatmış olurlar. Bu çalışmaların ürünü çok geçmeden alınmaya başlanır ve adı Türk Spor Tarihi’ne altın harflerle yazılan Faik Üstünidman’ın yanı sıra, Binbaşı Mazhar Kazancı, Abdurrahman ve Ahmet Robenson kardeşler GSL’nde görev alıp, izcilik, tenis, hokey gibi spor dallarının öğrenciler arasında yaygınlaşmasını sağlarlar. Özellikle Üstünidman’ın ön ayak olmasıyla, öğrenciler futbolla tanışırlar. Ama oynanan futbol, bir kör dövüşünden farklı olmayan ve kural tanımayan bir koşuşturmayı andırmaktadır. Ama futbol GSL’ nin Tören Kapısı’ndan adımını atmış ve tam bir salgına dönüşmüştür.

1901 yılında İstanbul’da yaşayan iki İngiliz, James Lafontaine ve Horace Armitage, Rum ve İngiliz oyunculardan oluşan Kadıköy Futbol Kulübü’nü kurmuşlar ama 1903′te takımdaki İngilizler bir anlaşmazlık sonucu ayrılarak Moda Kulübü’nü oluşturmuşlardır. 1904 yılında ise bu kulüpler, Imogen, Elpis, Strugglers takımlarıyla anlaşarak, İstanbul Futbol Birliği’ni hayata geçirmişler ve bugünkü Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı’nın yerinde bulunan “Union Club-İttihat Spor” sahasında düzenli karşılaşmalar yapmaya başlamışlardır. Görüldüğü gibi bu takımlar yabancı ya da azınlık takımlarıdır. Türk olmayan ekiplerin gerçekleştirdikleri bu ilk futbol karşılaşmaları, GSL öğrencilerini hem ilgilendirir hem de çok üzer. Artık onların amacı, kendi futbol kulüplerini kurmak, ölesiye sevdikleri bu oyunun kurallarını “hatmetmek” ve yabancılarla boy ölçüşmektir.

Türk olmayan takımları yenmek
Galatasaray Spor Kulübü’nün kurucusu Ali Sami Yen, “Ellinci Yıl” kitabında kuruluş öyküsünü şöyle anlatır: “1 Teşrin 1905′te mektebin beşinci sınıfında edebiyat muallimimiz merhum Mehmet Ata beyin dersi esnasında birkaç arkadaş baş başa vererek Galatasaray’da bir futbol kulübü kurmaya karar verdik. İlk müteşebbisler oyuna ve mücadeleye meyyal arkadaşlardan Asım Tevfik Sonumut, Reşat Şirvani, Cevdet Kalpakçıoğlu, Abidin Daver, Kamil…gibi gençlerdi. Mektepde tahsilde bulunan Bulgar ve Sırp talebesinden çevik ve kuvvetli olanlar da bize iltihak etmişlerdi. Asım’ı muhasebeciliğe, Cevdet’i ikinci reisliğe seçmiş, kendim de Reis olmuştum. Asım her hafta arkadaşlardan birer kuruş toplamakda mahir olduğu için kendisini muhasebeci yapmıştık. Ben Reisliği topu yağlayıp şişirmekle almıştım. Topumuza evladım gibi bakardım. Zaten varımız yoğumuz da toptu. Mektebe gelirken, domuz sokağından geçer, domuz yağı alırdım. Topu onunla yağlar, şişirirdim; yamasını yeni pabucumdan kesmiştim. Bunu gören arkadaşlar, bana hepimizden fazla paye vermişlerdi. Yani o zaman Reisliğe ve diğer vazifelere payeyi, en çok çalışan kazanırdı. Cevdet de ikinci Reisliği formaları yıkadığı için almıştı.

“Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmek.”
Kulübün adının Gloria (Zafer) ya da Audace (Cesaret) konulması yolunda görüşler ortaya atılmışsa da, sonuçta Galatasaray olmasında anlaşmaya varılmıştır. Araştırmacı Cem Atabeyoğlu, Galatasaray adının, bu takımın yaptığı ilk maçta Rum ekibini 2-0 yenerken, seyircilerin onlardan “Galata Sarayı efendileri”diye söz etmelerinden doğduğunu yazar. Bunun üzerine kurucular da ismi benimserler ve “Adımız Galata Sarayı olsun” derler.

Kurucu Listeler
1905′ten 1919′a kadar Galatasaray Spor Kulübü’ne Başkanlık yapan, mektebin 889 numaralı öğrencisi Ali Sami Yen, inci gibi elyazısıyla tuttuğu Galatasaray Terbiye-i Bedeniye Kulübü ıhsaiyet Defteri’nin (Sayım-İstatistik Defteri) 181 ve 182. sayfalarında kurucu 13 üyeyi şöyle sıralar:
1-Ali Sami Yen
2-Asım Sonumut
3-Emin Bülend Serdaroğlu
4-Celal İbrahim
5-B. Nikolof
6-Milo Bakiş
7-Pol Bakiş
8-Bekir Sıtkı Bircan
9-Tahsin Nahit
10-Reşat Şirvanizade
11-Hüseyin Hüsnü
12-Refik Cevdet Kalpakçıoğlu
13-Abidin Daver

1905′te Osmanlı İmparatorluğu’nda bir dernekler yasası bulunmadığından, Galatasaray Spor Kulübü yasal olarak tescil edilme olanağını bulamamıştır. 1912 yılında Cemiyetler Kanunu çıkarıldıktan sonra, kulüp yasal bir kimlik kazandı. Yetkili makamlara kulüplerin tüzükleriyle birlikte, kurucu üyelerin ad ve adreslerinin de bildirilmesi zorunlu tutulduğundan, istifa eden ya da eğitimlerini tamamlayarak ülkelerine dönen üyeler ilk listeden çıkarılmış ve 1 Eylül 1913′te kurucu liste yeniden düzenlenmiştir. Kurucu üyelerin yeni sıralaması şöyle gerçekleşmiştir:

1-Ali Sami Yen
2-Asım Sonumut
3-Emin Bülend Serdaroğlu
4-Celal İbrahim
5-Bekir Sıtkı Bircan
6-Reşat Şirvanizade
7-Refik Cevdet Kalpakçıoğlu
8-Abidin Daver.

Renklerin öyküsü
Galatasaray Spor Kulübü’nün ilk renkleri kırmızı-beyaz’dır. Bayrağımızın renklerinden esinlenerek seçilen bu renkler, dönemin baskıcı ve paranoyak yönetimi tarafından kuşkuyla karşılanmış ve futbolcular sıkı bir takibe alınmışlardır. Bu nedenle, sarı-lacivert renkler gündeme gelmiş ama bunlar da kalıcı olmamış ve Galatasaray bugünkü renklerine kavuşmuştur. Bu renklerin öyküsünü Ali Sami Yen’den dinleyelim:

“Birçok yerleri dolaştıktan sonra, nihayet Bahçekapı’daki Şişman Yanko’nun dükkanına gidilerek orada zarif iki yünlü kumaşa tesadüf ettik. Biri, vişneye çalan koyuca tatlı bir kırmızı, öteki de, içinde turuncudan iz taşıyan tok bir sarı. Tezgahtar, mahirane bir el hareketi ile kumaşların dalgalarını birleştirdi. Bir saka kuşunun başı ile kanadının yarattığı renk güzelliğine benzer bir parlaklık hasıl oldu. Ateşin içindeki renk oyunlarını görür gibi olmuştuk. Sarı-Kırmızı alevinin takımımız üstünde parıldamasını tasavvur ediyor ve bizi derhal galibiyetten galibiyete götüreceğini tahayyül ediyorduk. Nitekim de öyle oldu.” Buna karşılık kuruculardan Bekir Sıtkı, söz konusu renklerin Gül Baba’nın II.Beyazıt’a verdiği sarı ve kırmızı güllerden esinlendiğini ileri sürer.

23 Eylül 2012
Okunma
bosluk

GALATASARAY AŞKTIR

GALATASARAY AŞKTIR

Galatasaray aşktır dedik inanmadılar bize sevdamız napolyona değil armayaydı bizim biz ne bir Mehmet topal olduk ne emre belözoğlu biz metin oktay olduk allah beni Fenerbahçe formasına muhtaç bırakmasın diyen arda turan ölsem fenerbahçede forma giymem diyen ışıl alben Galatasaray için boş kağıda imza atarım diyen sabri reis olduk biz şerefsizce şike yapmaktansa şerefiyle 8.olanlardan olduk biz sesizini cezaevinde gardiyanlara değil Avrupa da milyarlarca insana duyuranlardan olduk biz kendini cumhuriyet ilan edenlerden değil bu cumhuriyetin bir parçası olduk türkiyedir Galatasaray dedik yeri geldi copenhag da 70 milyona inancın zaferini 25 milyon Galatasaraylının zaferini gösterdik şimdi bizim bu başarılarımızı görmezden gelip küçümseyenler o zamanlar köpeğimiz oluyorlardı biz hamit altıntop olduk istesem alırım hamiti diyen ali yıldırıma sen beni alamazsın ben istedğime giderim diyip galatasaraya gelen hamit ali yıldırıma futbolcu almanın(ama onurlu şerefli paraya tapmayan Napolyon için değil arma içn oynayan şerefi ve namusu için oynayan bir futbolcu almanın)para verip futbolcu ayartıp teşvik primi verip maç satın almak kadar kolay olmadığını ali yıldırıma kabak gibi gösteren hamit olduk biz her zaman inandıklarımızın ve güvendiklerimizin yolunda olduk biz sıf takımı zor durumda diye avrupadan aldığı teklifleri red edip galatasaraya gelen çökmüş bir takımı kendine getirip 2 kere şampiyon yapan fatih terim olduk iste Galatasaray bizim için bu yüzden aşktır biz ünal aysala Özhan canaydına büyük başkan dedik sevdik ama gidip bazı takım taraftarları gibi cezaevinin önünde başkanımıza baba baba diye bağırıp anamızı zan altında bırakanlardan olmadık çünkü biz Galatasaray aşkıyla büyükdük ama yanında Galatasaraylılık terbiyesiyle büyüdük bizim için Galatasaray vazgeçilmez tek sevda oldu bizim için ve başkanlarımız için kendilerinden önce Galatasaray önemliydi sizin içinse azize babanız sanmayın onun için de Fenerbahçe ve siz önemlisiniz onun içinde Napolyon babası önemliydi en başında dediğim gibi Galatasaray aşktır fenerbahçeyse üzerine yüz dolar atılmış bir zevk olmaktan ileri gidemeyecektir çünkü paraya tapanlar buna mahkumdurlar aman zaten Fenerbahçeliler ve başkanları yöneticileri makum olmaya alıştılar 

23 Eylül 2012
Okunma
bosluk

GALATASARAYLA TRAZONSPOR ARASINDAKİ TRANSFERLER VE ANALİZLERİ KRİZLERİ!!!

GALATASARAYLA TRAZONSPOR ARASINDAKİ TRANSFERLER VE ANALİZLERİ KRİZLERİ!!!

Galatasaray ve Trabzonspor türk futbol tarhinin 2 köklü kulübü son yıllarda bu külüpler arasında özellikle trabzondan galatasaraya gelen futbolcu sayısında artış görülmektedir bu 2 kulübünde yararına olmasına rağmen bazı futbol otoriteleri bunu yanlış olarak görmekte ve kendi kafalarına göre yorumlamaktadırlar özellikle son olarak burak yılmaz transferinde ipler iyice gerildi Trabzon başkanı sadri şener Galatasaray artık dostumuz değildir dedi ama unuttuğu bir şey vardı burak yılmazın sözleşmesine 5 milyon Euro yu getiren burağı alır maddesini Galatasaray değil trabzonsporun kendisi koymuştu ama ben sadri şenerin bu açıklamaları yaparken yürekten söylediğine inanmayanlardanım aslında sadri şener bu açıklamaları yaparken burağı galatasaraya kaptırdığı için camiasından ve Trabzon halkından aldığı tepkilerin bir patlamasıdır bu açıklamalar…

Geçen sezon piskopat diye adlandırılan ve takımda istenmeyen adam konumuna düşen engin baytar galatasaraya geldiğinde kimse buraktaki tepkiyi vermedi niye mi çünkü engini onlar sorun olarak görüyorlar ve kurtulduk enayileri kandırdık gözüyle baktılar olaya fakat engin aslında iyi bir yönetimle sıkı bir disiplinle piskopatlığının kalmadığını üstüne üstün takımına faydalı olabileceğini hem Trabzonspor camiasına hem Trabzonlulara hem tüm türkiye ve dünya kamu oyuna göstermiş oldu…

Ceyhun gülselam’ın transfer edilmesi aşamasında Trabzonspor kulübü bu transfere olumsuz bir yanıt vermedi keza direk olarak teklifi kabul etti genç bir oyuncunun hayalleri vardır Ceyhun da genç ve hayallerinin peşinden geldi kaldı ki verilen paradan memnun olan Trabzon camiası ceyhunla galatasarayın görüşmesine izin verdi yapılan görüşmelerde daha iyi şartlar iyileştirilmiş şartlar Ceyhun gülselamın onünüe konuldu bunun dışında tabi her futbolcu oynadığı takımdan daha büyük daha büyük hedefleri olan bir takımda oynamak ister bu noktada olgunlaşan şartlar neticesinde Trabzonsporun ve Trabzon halkının bu transfer için ne galatasaraya ne de ceyhuna kızmaya hakkı yoktur Galatasaray spor kulübü futbolcusunu ezdirmez…

Selçuk inan transferine gelince Selçuk başarılı bir sezon geçirmişti sözleşmesinde istediği şartlar yerine getirilmeyince serbest kalmıştır Galatasaray kulübü her profesyonel kurum ve kuruluşların yaptığı gibi oyuncunun menajeriyle ve oyuncuyla görüşmüş ve istedeği şartları yerine getirmiştir Selçuk inana hak ettiği değeri vermiştir göstermiştir bu transfer konusunda da ne sadri şenerin ne trbzonspor camiasının ne de Trabzon halkının bir tek kelime bile etmeye hakkı yoktur

22 Eylül 2012
Okunma
bosluk

FUTBOLUN ŞİKELİSİ

FUTBOLUN ŞİKELİSİ

Aslında bu yazının başlığını futbolun şikelisi yapmaya ben bile utanıyorum ama bir dakika bir dakika ben niye utanıyorum ki bu yazıyı bana yazdıranlar utansın.

Şimdi gelelim asıl meseleye futbol evet futbol tüm dünya ülkellerinin oynadığı izlediği ve bu eylemleri yaparken de büyük bir kısmının para kazandığı spor spor kelimesi dimi bir sporun bu kadar globalleşmesi bunun bir spor olduğunu unuturdu bizlere işte bu globalleşmenin sonucudur futbolun şikelisi 2006 da italya da patlak veren şikeli futbol bu sene de ülkemizde patlak verdi.
Bunları kişiler ve kurumlar italyadaki gibi ağır cezalar almadılar küme düşürülmediler mesela juventus italyada küme düşürüldüğünde büyük kulüp değil miydi burdaki şike yapan kulüplerin 10 katı büyüklüğündeydi burdaki kulüplerin şansı türkiyedeki hukuksal boşluk otorite boşluğu oldu…
Evet kim ne derse desin türkiyede otorite boşluğu ver gereken cezalar olsa verilse türkiyede şike olmazdı siz şimdi bana italyada yine oldu diyeceksinizevet oldu o zaman türkiyede bunu örnek alacaksın daha büyük cezalar vereceksin ki değil şikeye yapmak amiyane tabirle şikenin Ş sini bile ağızlarına alamayacaklar bizde genç nesiller olarak daha temiz bir futbol izleyip izleteceğiz futbolu spor olarak benimseyeceğiz para olarak değil holiganlık olarak değil…

Büyük kulüpler evet büyük hepimizin uğruna kavga ettiği yeri geldiğinde güldüğü yeri geldiğinde uğruna öldüğü futbolun büyük kulüpleri çoğu amatör futbolcunun hayallerini süsleyen büyük kulüpler bu kulüpler ve bu kişiler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar türk futbolunu ve türk futbolcusunu kirletmeye hakları yoktur…
Yani uzun lafın kısası türk futbolu ve türk futbolcusu bu geçen bir yılı aşkın sürede çok ağır yaralar almıştır dileğimiz odur ki : Bu lekeyi türk fuboluna süren kurum ve kuruluşların ve her tek kişinin bir an önce gerekli cezaları alıp yüce türk mahkemelirinden yüce türk cezaevlerine taransferleri gerçekleşir…

Fırat KARAOĞLAN

22 Eylül 2012
Okunma
bosluk
sohbet, chat sohbet, görüntülü sohbet Son Yazılar FriendFeed